19 Şubat 2013

Sultan Abdülaziz Neden Ölüdürüldü?


32.Padişah Abdülaziz Nasıl Öldürüldü?
4 Haziran 1876 günüydü... Saat dokuzu gösteriyordu... Padişah, Kur'an 
okuyordu... Yusuf Sûresi'ne gelmişti... Katiller sessizce Sultan 
Abdülâziz?in kapısına sokuldular... 

Reyhan ve Rakım Ağa'ları kapıda nöbetçi kaldı... Eski Padişah?ın ikinci 
mabeyincisi Fahri Bey, izin alıp odaya girdi. Sultan Abdülâziz; Fer'iye 


Sarayı'na getirildiğinden beri Fahri Bey özel hizmetine bakıyor, daha 
doğrusu Hüseyin Avni Paşa'ya dakika dakika Padişah'ın yaptıklarını rapor 
etmek üzere yakınında bulunuyordu. 
Önce hal hatır sordu. 

"Hamd olsun Yüce Rabbime" diye cevap verdi Padişah, "Beterin beteri vardır." 
Gözleri kapıya kayınca Cezayirli Mustafa Pehlivan'la Yozgatlı Pehlivan 
Mustafa Çavuş'u fark etti... Durumu kavradı... Rengi attı... Fakat bir şey 
söylemesine fırsat kalmadan, üçü bir anda atılıp bastırdılar... O sırada 
Boyabatlı ve diğerleri de odaya girdiler... Boyabatlı ile Cezayirli, 
Padişah?ı dizlerine oturtup çırpınmasını önlemeye çalıştılar... Fakat 
Padişah çok güçlüydü... Zaptedemediler... Göğsünden hançerlediler... Fahri 
Bey, Sultan Abdülâziz?in kollarını arkadan tuttu... Yozgatlı Mustafa 
Pehlivan ise, keskin bir hançerle Padişah?ın bileklerini kesmeye başladı... 
Olaya intihar süsü vereceklerdi... Ama hiçbir intiharda iki bilek birden 
kesilemezdi. 

Bilekleri kesilen eski Padişah, ikinci mabeyinci Fahri Bey?e son kez bakıp 
mırıldandı: "Şu kestirmeye kıydığın eller, iki gün önce sana kıymetli bir 
sedef tesbih hediye etmemiş miydi?" 

Kaderin hükmüne bakınız ki; baş katili Fahri Bey'i kahveci çıraklığından 
almış, ikinci mabeyincilik gibi sarayın en yüksek görevlerinden birine kadar 
yükseltmişti. 

Damarlarında ileri geri işleyen hançer derinlere daldığı zaman eski Padişah 
dayanamadı... Acıyla inledi: "Aman Allahım!" 
Canı, kanıyla birlikte oluk oluk damarlarından akıp gitti... Katiller korku 
dolu gözlerle son nefesini vermek üzere olan koca Padişah?a baktılar...
 
Sonra pencereden bahçeye çıktılar... Kaçtılar... Kapıya bırakılan nöbetçiler 
de işin bittiğini anlayınca sıvıştı... Koridora derin bir sessizlik hâkim 
oldu... Neden sonra Padişah?ın odasının önünden geçen saray 
hizmetkârlarından Arzıniyaz Kalfa, odadan hırıltılar geldiğini duydu...
 
Kapıyı zorladı, ama içerden sürgülenmişti... "Yetişiin!" diye bağırdı, 
"Efendimize bir haller oldu.? 

Koşup gelenler, kapıyı kırarak odaya girdiler... Şimdi saat tam dokuzu otuz 
altı geçiyordu... Sultan Abdülâziz'in kanlar içinde vücuduyla karşılaştılar. 

Henüz ölmemişti... Fakat Hüseyin Avni Paşa?nın kesin talimatını önceden 
almış olan bazı subaylar, son çırpınışlarla titreyen vücudunu, kanları aka 
aka ve âdeta sürükleye sürükleye saray karakolunun kahve ocağına 
taşıdılar... Bir sedire uzattılar... Hâlâ sağ olan eski Padişah'ı kurtarmak 
için kıllarını bile kıpırdatmıyorlardı... Tarih, bu korkunç cinayete 
şahitti... Ve sebep olanları asla unutmayacaktır. 

Bir süre sonra Serasker (Savunma Bakanı) Hüseyin Avni Paşa çıkageldi... Eski 
bir pencere perdesini koparıp Padişah?ın üstüne örterken Padişah gözlerini 
açtı... Şeytanın yüzüne bakar gibi Avni Paşa?nın yüzüne baktı... Bakışları 
camlaştı, donuklaştı, kurudu. 

Ancak ondan sonra doktorlar çağırıldı... Resmî bir rapor düzenlendi ve ilân 
edildi... 
Buna göre; eski Padişah'ın sinirleri bozulmuştu... Sakalını 
düzeltmek için o sabah annesinden ayna ve makas istemişti... Ve bu makasla 
damarlarını kesip intihar etmişti. 

Bu rapor yayınlandığı an bile hiç kimseyi inandıramadı... Ama o devirde 
hüküm süren Hüseyin Avni Paşa, Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa ve Mithat Paşa 
gibi diktatörler olayı örtbas ettiler...
 Daha sonra kurulan Yıldız 
Mahkemesi'nde yargılanmak üzere İzmir'den alınıp İstanbul'a getirilen Mithat 
Paşa şöyle diyecektir: 
"Yayınlanan raporu okudum... Merhumun (Sultan Abdülâziz?in) intihar ettiğine 
pek ihtimal vermedim... Ama diğer vekiller (bakanlar) ses çıkarmadığı için 
ben de sustum." 

Yıldız Mahkemesi'nde diğer yardakçılarıyla birlikte suçlu bulunup -zaten 
çoğu itiraf etti- ölüm cezasına çarptırılacak, ancak Sultan II. 
Abdülhamid?in affına uğrayıp sürgünle paçayı kurtaracaktı. 
Tarih susmaz... Sultan Abdülâziz'in öldürüldüğü, Yıldız Mahkemesi?nde 
kesinlik kazanmışken; resmî tarih, siyasi sebepler yüzünden -Hüseyin Avni 
Paşa, Mithat Paşa gibilerini korumak için- intihar ihtimalini savundu. 
Yıldız Mahkemesi'ni "kanun dışı" ilân ettiler. 

Başka çareleri yoktu... Çünkü bu mahkemeyi kabul etmek demek, hükmünü de 
kabul etmek demekti... Hükmünü kabul etmek ise, Mithat Paşa?nın katil 
olduğunu kabul mânâsına gelirdi... Oysa resmî tarih, Mithat Paşa'yı "büyük 
bir devlet adamı" sayıyordu... Sultan II. Abdülhamid'i yerin dibine geçirmek 
için ona karşı olan herkesi "büyük" ilân etmek bir zamanların kötü bir 
alışkanlığı, gerçekdışı, tarih dışı saplantısıydı... Sultan II. Abdülhamid'i 
çok haklı olduğu konularda bile suçlamak, cumhuriyet devrinin uzun süre 
modası halinde yaşadı... 
Özel sohbetlerinde Sultan II. Abdülhamid'i takdir 
eden bazı tarihçiler, yazılarında sürekli tenkit ettiler. 

Sultan Abdülâziz'in cenazesini Sultanahmed Camii Şeyhi Ömer Efendi yıkadı... 
Ve Sultan Mahmud türbesine defnedildi. 
4 Haziran, Sultan Abdülâziz'in şehit edilişinin yıldönümüydü... Hiç akla 
getirmemek doğru olmazdı... Bu siyasi hayhuy içinde onu hatırlamak ve 
hatırlatmak istedim.