23 Şubat 2013

Abdülhamid'in Servetini Yöneten Ermeni : AGOP PAŞA

Hazırladığı ıslahat programıyla hem devlet maliyesinin tasarruf etmesini sağlayan, hem de Sultan Abdülhamidin servetini arttıran Agop Paşa hayatıyla da alışılmışın dışında bir Osmanlı bürokratı

Aile adı Kazasyan, ermeni kökenli türk nazır (İstanbul 1832-1891). Galata Ermeni kilisesi tahsildarıydı. Daha sonra şehremini Server Paşa'nın daire müdürlüğünü yaptı. Şehremaneti ebniye meclisine (imar meclisi) üye oldu. Galata voyvodası kaymakamlığı, Osmanlı Bankası türkçe muhabere kalemi müdürlüğü görevlerinde bulundu
. Hazine-i Hassa müdürlüğüne getirildi (1879). Sultan Abdülhamid çalışmasını beğendiğinden Hazine-i Hassa müdürü yaptı, Agop Paşa'yı da vezirliğe yükseltti. Maliye nazırlığına getirilen (1885) Agop Paşa, bu görevdeyken Osmanlı maliyesinde birçok yenilikler yaptı, bu arada çekle ödeme yöntemini başlattı. Papa Pius IX, kendisine Sanctus Gregorius nişanını verdi.


Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz’in zamanlarında iflasın eşiğine gelen Mabeyn-i Hümayun’a bağlı bir müdürlüğe dönüştürülen Hazine-i Hassa’da, II. Abdülhamid’in devrinde köklü bir ıslahat gerçekleştirildi. Hazine-i Hassa, kısa sürede nezarete (bakanlığa) çevrilerek büyük gelirlerin idare edildiği, geniş memur kadrolarıyla sistemli bir şekilde çalışan, adeta ‘devlet içinde devlet’ denilebilecek bir teşkilata dönüştü.

Başta Musul’daki petrol arazileri olmak üzere stratejik açıdan önemli, büyük gelirler getireceği düşünülen birçok gayrimenkul satın alınarak padişahın şahsî mülkü haline getirildi. Bu durum sonraki yıllarda bazılarınca büyük bir başarı olarak değerlendirilirken, bazı kesimler Abdülhamid’i şahsî servetini artırmaya çalışmak ve herşeyi tekeline geçirmekle suçlamışlardır.
 
Sultan tüm yaşamı boyunca Agop Paşa’yı taltif ve armağanlara boğmuş, tahttan indirildikten sonra bile onu “Cülusumda 60 bin liram var idi. Sonra Agop Paşa’nın himmetiyle tasarruf ederek biraz para biriktirdim. Bu da hem evlatlarımın âtisini (geleceğini) temin etmek, hem hini hacette (gerek-tiğinde) devlete yardım eylemek maksadıyladır” sözleriyle yâd etmiştir.
Esnaf çocuğu, Sultan’a danışman oluyor 
Agop Paşa 1836’da Hovagim isimli bir esnafın oğlu olarak İstanbul’da dünyaya gelmiş ve ailesinin maddî imkânlarının yetersizliğinden dolayı iyi bir eğitim alamamıştı. Kariyerine Galata’daki Ermeni kilisesinin muhasebecisi olarak başladı. 1870’de Ebniye Meclisi’ne, 1872’de Galata Bidayet Mahkemesi’ne üye tayin edildi.

Mahkemedeki görevini beğenmeyip işlerini aksatınca 1,5 ay sonra görevden alındı. 1875’te Osmanlı Bankası’nda memuriyete başladı. Keskin zekâsı, mahareti ve hesap işlerine yatkınlığı sayesinde herkesin dikkatini çekmeyi başardı ve kısa sürede bankanın Türkçe Tahrirat (Yazışma) Kalem Müdürlüğü’ne yükseldi. Bu sırada bankada yaşanan yolsuzlukları su yüzüne çıkararak İstanbul’un finans çevrelerinde ve sarayda ismini duyurdu. Aralık 1877’de İstanbul’dan milletvekili tayin edilerek Meclis-i Mebusan’a girdi, bu sayede Abdülhamid’e yaklaşma fırsatı buldu; malî konularda rapor vererek padişahın danışmanlığı görevine soyundu.
Kazazyan’ın hayatındaki dönüm noktası, Aralık 1879 tarihi idi. Sultan Abdülhamid, iflas etmiş Hazine-i Hassa’yı ıslah için Osmanlı Bankası Direktörü Mr. Foster ile görüştüğünde kendisine Agop Kazazyan tavsiye edildi. Padişah, Aralık 1879’da Hazine-i Hassa idaresini küçültüp müdürlüğe çevirdi, Kazazyan’ı o sırada 370 bin lira borcu olan Hazine-i Hassa Müdürlüğü’ne getirdi.
Kazazyan, bir ıslahat programı hazırladı, Hazine-i Hassa’ya ait tüm mülklerin envanterini çıkardı ve gelir getirebilecek birçok padişah emlakinin atıl durumda bırakıldığını, gelir gider kayıtlarının yapılmadığını ve eldeki paranın kullanılmadığını gördü. Kendisinden önceki idarecilerin liyakatsizliğini, “Benden önceki nazırlar değil inter pose(bileşik faiz), inter simple(basit faiz) dahi bilmezlerdi” diye özetledi.
Kazazyan, Nisan 1880’de Abdülhamid’e verdiği rapora göre 4 ay gibi kısa bir süre içerisinde tespit ettiği padişah emlakinin gerçek değerlerini belirleyerek gelir getirmelerini sağlamıştı. Bu sayede padişah hazinesinin gelirlerini artırmış; en önemlisi, her şeyin kayıt altına alındığı, tüm gelir ve giderlerin en ince ayrıntısına kadar takip edildiği yeni bir dönem başlatmıştı. Abdülhamid onun çalışmalarından son derece memnun kalarak 18 Nisan 1880’de Hazine-i Hassa’yı tekrar bakanlığa çevirdi, Kazazyan’ı Bâlâ rütbesiyle Hazine-i Hassa Nazırı (Bakanı) tayin etti.

Midelere zarar bir tasarruf programı Agop Paşa gerek padişahın şahsî hazinesinde, gerekse Osmanlı bürokrasisinde uygulanacak çok sert ıslahat ve tasarruf programları hazırlayarak bunların hayata geçmesi konusun Sultan Abdülhamid’i razı etti. Memur kadrosunda küçülmeye gidilerek liyakatsiz olduğuna karar verilen memurlar ya emekli edildi ya da açığa alındı. Ayrıca tüm memurların maaşlarında kesintiye gidildi. İlk defa onun döneminde devlet çekle ödeme sistemine geçerek borçlarını vadeli ödemeye başladı.

Kırtasiyeden memurların yemek masraflarına kadar her alanda kesintiler yapıldı. Mabeyn Kâtipliği yapan Ali Ekrem Bey, Agop Paşa’nın tasarruf programından nasıl etkilendiklerini şu satırlarla anlatıyor: “Önceleri, yemeklerimiz de yenilmez derecede fena idi: koca bir tabla mekûlat (yiyecek), biri kayış gibi sert, billur gibi soğuk kebap yahut külbastı, diğerleri sünger kadar pörsümüş, toprak ka-dar yağız yahni olmak üzere 3 türlü et, sade suda pişmiş 4 türlü sebze, bıçakların kesmekten aciz kaldığı bir börek, kupkuru bir pilav, bir de şuruba değil, şerbete batırılmış tatlı.

Bunların hepsinde kullanılan yağın cinsi ise o derece fena ki miktarının azlığından dolayı yemekleri yağlayamamakla beraber mideleri dehşetli bozuyor. Daire-i Kitabet’te herkesin masasında bir şişe bikarbonat
dösud vardı. Bu hal Agop Paşa’nın Hazine-i Hassa Nezareti’ne tayin edildiği zaman icra etmiş olduğu tasarruftan ileri geliyordu.” Paşa uzun süredir sahiplerince işlenmeyen arazilere yahut varissiz ölenlerin mülklerine Hazine-i Hassa adına el konulmasının yolunu açarak birkaç yılda padişahın gelirlerini tam 30 katına çıkarmayı başarmıştı.
Kazazyan’ın azim ve çalışkanlığı Abdülhamid tarafından takdirle karşılanıyor ve onu vazgeçemeyeceği adamlarından biri haline getiriyordu. Bu durum doğal olarak birçok devlet ileri geleninin Kazazyan’a düşmanlık beslemesine yol açtı.

Ama düşmanları ne kadar şikâyetlerde bulunurlarsa bulunsunlar, Abdülhamid hiçbir şekilde onu görevden uzaklaştırmaya yanaşmıyordu.
Kazazyan, başta Sadrazam Kâmil Paşa ve Maliye Nazırı Ahmed Münir Paşa gibi isimlerle kavgalı olmasından dolayı 1880 sonlarında istifa etti. Ne var ki, Abdülhamid istifayı kabul etmediği gibi Kazazyan’ın rütbesine Paşa unvanını ekleyerek ve Birinci Dereceden Osmanî ve İkinci Dereceden Mecidî nişanlarıyla onurlandırarak tavrını açıkça ortaya koydu. Kâmil Paşa’nın rakibi olan Sadrazam Said Paşa da Agop Paşa’dan yana tavır almış, hatta 1882’de onun Maliye Nazırı tayin edilmesini salık vermiş, fakat Abdülhamid, Hazine-i Hassa hesaplarının aksayabileceği düşüncesiyle buna yanaşmamıştı.
Çift maaşı reddeden Paşa 1884’de rütbesi Vezirliğe yükseltilen Agop Paşa, birçok kimsenin karşı çıkmasına rağmen Eylül 1885’de vekaleten Maliye Nazırlığı’na tayin edildi. (Hazine-i Hassa idaresi yine kendisinde bı-rakılmıştı.) Her 2 bakanlığı da idare ettiği için çift maaş alıyordu. Herkesi şaşıtan bir tavır sergileyen Agop Paşa, bu durumun tasarruf programına uy-gun olmadığını söylemiş ve kendisine tek maaş ödenmesini istemişti.
Agop Paşa 1886’da asaleten Maliye Nazırı tayin edildi ve Abdülhamid kendisine, Selanik’te bir arazi ile Nişantaşı’nda konak arsası hediye etti. İlk nazırlığı sırasında bir kabine toplantısında Sadra-zam Kâmil Paşa ile küfürlerin havada uçuştuğu bir tartışmaya girdi. Bu, yurt içinde ve dışında yakından takip edilen bir konu haline geldi; insanların taraf tuttuğu bir meseleye dönüşerek başkent sokaklarına paşalar aleyhine afişler asıldı. Bu olay, dış basına, Abdülhamid’in her zamanki gibi Agop Paşa’dan yana olduğu, Kâmil Paşa’nın bunu haz-medemeyerek İngiliz Sefarethanesi’ne sığınma-ya çalıştığı şeklinde yansıdı. Bunun üzerine Mart 1887’de Maliye Nazırlığı’ndan istifa eden Agop Paşa, tekrar Hazine-i Hassa Nazırı tayin edildi.
1887 sonlarında Maliye Nazırı Celaleddin Paşa’nın ismi çeşitli yolsuzluklara karışıp bu olaylar Avrupa basınına taşınınca memurların maaşları ödenemedi. Abdülhamid hiddetlenerek, ne olursa olsun Kurban Bayramı’na kadar memurlara maaş ödenmesi emrini verdi. Bunun üzerine Agop Paşa, Ağustos 1888’de Maliye’nin ıslahı için Abdülhamid’e 110 maddelik geniş kapsamlı bir tasarruf programı sundu. 9 Ağustos 1888’de vekaleten, 25 Aralık 1888’de ise asaleten Maliye Nazırı tayin edildi. 3 yıl kadar bu görevini sürdürdü, sağlık sorunlarını öne sürerek defalarca istifa ettiyse de hiçbiri kabul edilmedi.

Sultan’ın hediye ettiği ata biner ve…

Rivayete göre Sultan Abdülhamid, her alanda kendisinden faydalanabildiği ve servetini katbekat artıran Agop Paşa’ya bir gün boş zamanlarında nelerle uğraştığını sordu. Hayatı boyunca evlenmemiş olan Agop Paşa, boş vakitlerini annesinin yanında geçirdiğini ve zaman zaman at bindiğini söyleyince Padişah kendisine çok kıymetli bir atını hediye etti. Paşa, 20 Eylül 1891 günü bu atla Yeniköy’deki yalısından ayrılarak gezintiye çıktı.
Kalender Kasrı denilen mesire yerine geldiğinde köpeklerin havlamasından ürken at koşmaya başlayınca Agop Paşa büyük bir şaşkınlıkla dizginleri bıraktı ve ayağı üzengiye takılı bir halde yerde sürüklenerek kafasını taşa çarptı. Halkın yardıma çağırdığı kolluk kuvvetleri tarafından kayığa bindirilerek Yeniköy’deki yalısına götürülen Agop Paşa, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak aynı akşam vefat etti. Agop Paşa’nın kendi hediye ettiği at yüzünden vefat etmesinden büyük üzüntü duyan Abdülhamid, mabeyncilerini göndererek annesi Nikdar Hanım’a taziyede bulunmuş, üzüntülerini bildirmişti.

Nikdar Hanım şu cevabı vermişti: “Bir Agob’um öldüyse, bir oğlum sağdır. Allah uzun ömürler versin, müteessir olmasınlar, kazaya rızadan başka elden ne gelir!” Agop Paşa’nın cenaze masrafları saray tarafından üstlenildi. Beyoğlu’ndaki Üç Horan Ermeni Kilisesi’ndeki ruhanî törenin ardından devlet töreniyle Şişli Ermeni mezarlığı’na defnedildi.
Cenaze törenine aralarında bürokrat, diplomat ve finans çevrelerinden 10 bini aşkın bir kalabalık katılmıştı. Abdülhamid ise bundan sonra şahsî servetinin idaresini Ermeni Katolik cemaatinden Mikail Portakal Paşa’ya emanet edecekti.