24 Ekim 2015

ENLEMSEL YAPI YA DA ''PARALEL YAPI'

Gün geçmiyor ki ülkemizin gündeminde sular durulsun. 90 yıllık bu ülkede hemen hemen her yıl bir gündem kamuoyunu meşgul etmiştir. Cumhuriyetin ilanı, İstiklal Mahkemelerinin işlevi, devrimler(!), Terekkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapatılması, Adnan Menderes'in idamı, sağ-sol çatışmaları, Pkk, Turgut Özal,Adnan Kahveci ve Eşref Bitlis'in şüpheli ölümleri yine Uğur Mumcu suikasti, Sivas Olayları, Hırant Dink cinayeti, Muhsin Yazıcıoğlu'nun sır helikopter kazası, Gezi Olayları ve son olarak Paralel Devlet.Daha düne kadar birlikte olunan,aynı dünya görüşünü benimseyen insanlar ne oldu da bir kaç ay içerisinde birbirlerine düşman kesildiler ve daha uzun süre süreceği şimdiden belli olan bir kan davasının tarfları oldular.

21 Ekim 2015

Japonya, Meiji,Abdülahmid Han,Osmanlı Devleti

Japonya İslamın Eşiğinden Döndü!


- Japonya İslam’ın eşiğinden nasıl döndü?Japon -Rus savaşının arka planında ne vardı? ABD Japonya’ya neden Atom bombası attı?

 

- Abdülhamid Han nedenAsya’ya  ‘Erenleri’ gönderdi?

- Ertuğrul Fırkateyni’ne sabotaj mı yapıldı?

- İngiltere Kraliçesi Victori

a’nın Özel Mektupları’nı Abdülhamid neden ele geçirdi? Mektupları neden analiz ettirdi?

- Abdülhamid Han neden Asya Birliğini kurmayı düşündü?

- Enver Paşa neden Asya’ya gitti?

- Kırmızı kitabın (defterin) orjinal resimleri.

 

Oktan Keleş bir kere daha tarihin doğru anlaşılması için belgelerle anlatıyor:

6 Mart 2015

KUZEY-GÜNEY SAVAŞLARI VE TÜRKİYE

2. Dünya savaşından sonra Dünya yeni düzenine alışmaya çalışırken, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla dünya tek kutup olarak ABD'nin güdümünde bocalamaya başladı.1991 yılına kadar ABD, küresel terörizm tehdidi adı altında istediği yeri işgal edemiyordu.Ne zaman Sovyet Rusya dağıldı işte o zaman Dünya'yı arka planda yönetenler, ABD'ye dünyanın jandarması ünvanını vererek, onların istediği şekilde yapay terör örgütleri kurarak  ABD'yi sözde tehdit unsurlar oluşturularak Dünya yeni bir kaosa sürüklendi.Dünya ahalisi tam da bu oyunu gördüğü esnada Eylül 2011'de fiziken ömrünü dolduran çelik yığını ikiz kulelerini vurdurarak oyuna biraz daha inandırıcılık katmak isteyen emperyalistler halen insanlığı özellikle Müslüman alemini aptal yerine koymaya devam ediyordu.Kendileri bile inanmamıştı ki başkaları inansın.Amerika,onun finansal kaynağı Yahudiler ve siyasi işlerinin önünü açan İngiltere ile birlikte Afganistan'a girdi. Sebep neydi? Güya El Kaide, Dünya Ticaret Merkezine intihar saldırısı düzenlemişti.Başında da Usame Bin Ladin vardı.Bunları temizleyip Afganistan'ı Taliban'dan kurtaracak çağdaş bir devlet yapacaklardı. Ve bunu hiç bir çıkar beklemeden yapacaklardı. Sonuç koca bir sıfır. Sonrasında Irak, Saddam Hüseyin ABD ve Dünya barışı için tehditmiş.Irak'a girildi sonuç koca bir sıfır ve trilyon dolarlarca zarar. Binlerce Müslüman'ın canı,malı ve ırzı gitti.Halen kaos ortamı mevcut.
Şimdi isterseniz sırasıyla yukarıda adı geçen kişi ve kurumların kim olduklarına bakalım.
Sovyet Rusya: Rusya İmparatorluğu'nın 1917'deki Büyük Ekim Devrimi'yle yıkılmasından sonra aynı topraklar üzerinde kurulan ve 1991'e değin varlığını koruyan devlettiAvrupa'nın doğu kesimiyle, Asya'nın kuzey kesimi boyunca yayılan SSCB, son yıllarında 22.403.000 km²'lik yüzölçümüyle dünyanın en büyük ülkesiydi. Nüfus bakımından da 293.047.571 (Haziran 1991) kişiyle 3. sırada yer alıyordu. Aynı zamanda dünyanın başlıca siyasî ve askerî güçlerinden biri olan Sovyetler Birliği, batısında Norveç, Finlandiya, Baltık Denizi, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan ve Romanya, güneyinde Karadeniz, Türkiye, İran, Afganistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Moğolistan ve Kuzey Kore yer alıyordu. Kuzey ve doğu sınırlarını ise Kuzey Buz Denizi ve Büyük Okyanus çiziyordu. Birliğin başkenti Moskova, para birimi ise Sovyet Rublesiydi.
1917 Ekim Devrimi, başka bir deyişle Bolşevik İhtilali ile kurulan SSCB, Soğuk Savaş sürecinde Amerika Birleşik Devletleri'nin karşısındaki güç konumunda idi. 1985 yılında Gorbaçov'un iktidarı sırasında başlayan Glasnost ve Perestroyka ile başlayıp 6 yıl süren reformların ardından 1991 yılının sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmen dağıldı ve birliğe bağlı bazı ülkeler bağımsızlıklarını ilan ettiler. Birliği oluşturan şimdi bağımsız olan 15 devletten 12'si bir araya gelerek Bağımsız Devletler Topluluğu'nu oluşturdular.
1991 yılına kadar uzay savaşlarından ekonomiye hemen her alanda ABD'ye rakip olan ve yer yer önünde olan bu ülkenin kendiliğinden yıkılması elbette düşündürücü.Ne oldu da birden bire dağıldı.Bunun altını dolduracak bir çok şey yazılabilir.Burada da hangi taşı kaldırsak altından Amerika'nın çıkacağı su götürmez bir gerçekliktir.
Dünya Ticaret Merkezi (İkiz Kuleler):
İkiz Kuleler olarak adlandırılan merkezin yapımına 1960 yılında başlanmış ve ilk kiracısı 1970 yılında Kuzey kuleye taşınmış, bundan iki yıl sonra ikinci kiracı Güney kuleye taşınmıştır.
Bu kulelerde küresel şirketler faaliyet göstermekteydi.Dünya finansının özeti gibi bir yerdi. Hintlisi de vardı Çinlisi de Türkü de vardı Arabı da. Dünya'nın ticaret merkezi olan bu şehir Manhattan, şüphe yoktur ki dünyanın en güçlü ülkesi ABD'nin en iyi korunan yerlerinden biriydi. İkiz Kule’de finans analisti olarak çalışan Ben Fountain, People dergisine verdiği röportajda; ‘-İkiz Kuleler ve Bina 7’de malum saldırıdan haftalar önce, boşaltılan bir dizi yerde, habersiz ve tuhaf sondajlar yapıldı!’dedi. Zannedersem bu su sondajı değildir!:)
İkiz Kule’de güvenlik görevlisi olarak görev yapan Daria Coard, Newsday’e verdiği röportajda;’-11 Eylül saldırısından iki hafta öncesine kadar, güvenliğik 12 saatlik vardiyalar halinde çalışıyordu.Ancak Eylül’ün 6’sı Perşembe günü ,bomba koklayan köpeklerimiz binadan aniden çekildi!’ dedi.Belki de köpekler verilen mamaları beğenmedikleri için greve kalkışmış olabilir!:)
Peki bu saldırıdan sadece günler öncesinde yaşanılan bu gelişmelerin talimatlarını kim vermiş olabilir?Burda ise oklar Marvin Bush’u gösteriyor.Marvin Bush soyadından da analaşılacağı üzere, George Bush’un sevgili kardeşi.1993 Yılından 2000 yılına kadar Securacom şirketinin yönetim kurulundaydı.Stratesec olarak da biline Securacom ,Amerikan Hava Yolları,Dulles Uluslar arası Havaalanı ve 1990’ların başından 11 Eylül saldırısının sonrasına kadar İkiz Kulelerin güvenliğini sağlayan ,Kuveyt -Amerika işbirliğinin de desteklediği bir elektronik güvenlik şirketiydi.Marvin aynı zamanda HCC Sigorta Şirketi’nin de eski yöneticisidir.Bu saldırı öncesi İkiz Kulelerin(Dünya Ticaret Merkezi) hisselerini sigortalatmıştır.Bu konularda basını ayrıntılı olarak bilgilendireceğiz demesine rağmen ,hala bir ses soluk çıkmamıştır.Usame Bin Ladin ,saldırıdan birkaç gün önce Afganistan’dan yaptığı yazılı açıklamada ‘-bu işi ben yapmadım’ demişti hatırlarsanız.Ama nedense tarihler 14 Aralık 2001’i gösterdiğinde, Amerikan Hükümeti bir evde bulduklarını iddia ettikleri ,bir kaseti yayınladılar.Kasette inanılmaz hatalar vardı.Birincisi,görüntüler oldukça kalitesizdi.İkincisi, Ladin FBI’ın dosyalarına göre solaktı ama ne hikmetse yazı yazarken sağ elini kullanıyordu.Üçüncüsü İslamiyet’te erkeğe haram olan altın ,Ladin gibi radikal İslamcıda alyans olarak parmağında mevcuttu.Dördüncüsü ve en önemlisi ise o adamın kesinlikle ve kesinlikle Ladin’le alakası yoktu.Ne Ladin gibi uzun ,ne de Ladin gibi zayıftı,ne de yüzü ona benziyordu.(SELİM BECİOĞLU)
Buradan da kendinize göre bir yorum çıkarabilirsiniz ben bir şey demiyorum.
El Kaide:Sovyet Rusya'nın Afganistan'a girme çabasını engellemek için gönüllü Müslümanların bir araya gelmesiyle meydana gelen yapıdır. O zamanlar tek dertleri ülkelerini dinsiz Moskov yönetiminin işgalinden koruma olan bu örgüt , o dönemde başta Amerika olmak üzere bir çok devletin desteğini almıştır.Hani düşmanımın düşmanı dostum hesabı. Sonra ne oldu? Ne mi oldu Afgan hareketi olan bu yapı Rusya'ya karşı başarılı oldu. Bu yapıyı oluşturan temel unsurlar hedefe ulaştıkları için dağıldı. Ama isim kaldı. Şimdi sıra bu harekete zamanında destek veren devletlere gelmişti.Başta Amerika akbabalar gibi hemen bu örgütün başına üşüştü.Dünyada tek güç olan ABD küresel çıkarları için bir bahaneye sahip olmuştu artık. Köktendinci Terör örgütü.Bundan sonra Dünya'nın hemen her yerinde bir patlama olsa bütün güçleriyle hedef belli El Kaide. Başına diktikleri CIA ajanı zaten her saldırıyı kabul eder evet biz yaptık yaşasın İslam naraları atar.
Bu olayı uzatmak mümkün. Konun dağılmaması için özet geçiyorum.

10 Eylül 2014

Türkİye'nİn Cezalı Şehİrlerİ

Merkezi hükümete isyan ettiği için cezalandırılıp yatırım yapılmayan ve kara listeye alınan şehirlerimizi biliyor musunuz?

 

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Batı hukuk tarihinde, çocuklar ve deliler fiillerinden dolayı cezalandırıldığı gibi; ölülere, hayvanlara, hatta cansız varlıklara ceza verildiği olurdu.

Daha da garibi, bir savaş kaybedildiği zaman, silahlara ceza verilirdi. Toplar, zincirlenir; kılıçlar, pantolonun içine sokulurdu. Cansızların cezalandırılması geleneğine, cezalı şehirlerle biz de katkıda bulunmuşuzdur.

30 Nisan 2014

Osmanlı'nın Kut'ül Amare Zaferİnİn Yıl Dönümü

Osmanlı'nın Kut'ül Amare zaferinin yıl dönümü
Bugün, Osmanlı devletinin bundan tam 98 yıl önce İngiliz kuvvetleri ve müttefiklerine karşı kazandığı Kut-ül Amare zaferinin yıl dönümü..1952 yılına kadar Kut Bayramı olarak kutlanan Kut-ül Amare Muharebesi, 1. Dünya Savaşı'nın en önemli muharebelerinden biri olarak biliniyor. Osmanlı Ordusu, Kut-ül Amare muharebesi ile Çanakkale'den sonra İngiliz birliklerine karşı ikinci büyük darbeyi vurdu.

İNGİLİZ BİRLİKLERİ TAMAMEN ESİR ALINDI

Kut-ül Amare, Dicle Nehri kıyısında Şattülarap kanalı ile birleşen Basra Körfezi'nin kuzeyi ile Bağdat'ın güneyinde bulunan bir kasaba.. Adını kasabadan alan muharebe, şehrin yakınlarında konuşlanmış İngiliz birlikleri ile müttefiklerinin kuşatılmasıyla başladı. Kasabanın Osmanlı Ordusu tarafından ele geçirilmesi ve 13 bin İngiliz askerinin tamamının esir alınmasıyla da bitti.

19 Nisan 2014

Hazretİ Muhammed'İn doğumunun 1443'üncü yılının kutlandığı günlerde Fransız düşünür ve yazar Vİctor Hugo'nun Hz. Muhammed İçİn yazdığı dİzeler Türkçe'ye çevrİldİ.

Hazreti Muhammed'in doğumunun 1443'üncü yılının kutlandığı günlerde Fransız düşünür ve yazar Victor Hugo'nun Hz. Muhammed için yazdığı dizeler Türkçe'ye çevrildi.

Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Dil Eğitim Merkezi Fransızca Bölümü Öğretim Görevlilerinden Yakup Yaşar, uzun araştırmalar sonrası orijinal metnin üzerinden tercüme ettiği 'Mahomet'in dizeleri Peygamber'in mütevazı yaşamından izler taşıyor. Hugo eserinde Hz. Muhammed'in ölmeden önceki son zamanlarını anlatıyor.
Vctor Hugo, güçlü yapıtlarıyla 19'un yüzyıla damgasını vuran yazarlardan biri. Eserleri llirizm içeren Hugo, eserlerinde daha çok, aşk, baba şefkati, ölüm, insan yazgısı, özgürlük, yoksullara iyi davranma, emeğin kutsallığı, hayatın hüzün ve neşesi ile tüm evreni kuşatan Tanrı'nın varlığı gibi konulara yer vermişti.

22 Kasım 2013

Türkİye'nin Son On Yıldaki Kürt Politikası.

   Osmanlı İmparatorluğu;1299 yılında küçük bir beylikten,kuruluşundan dört asır sonrasında ise yaklaşık 20 Milyon km2 ye ulaşmış,dünyanın en canlı ve hareketli 3 kıtasına hükmetmiştir.Bunu yaparken,adaleti,doğruluğu ve hoşgörüyü hiçbir zaman elden bırakmamıştır.Hiç kimsenin ;dili,dini,rengi sebebiyle yargılamamış doğal haklarını kat'i surette gasp etmemiştir.Halkları olduğu gibi kabul etmiş ve ayrım gözetmeksizin onları himayesinde barındırmıştır.Şüphesizki bunda İslam Devleti olması,halifelik makamına sahip olması hasebiyle yine Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Veda Hutbesinde nasihat mahiyetindeki şu mübarek sözleri etkili olmuştur: ''Siyahın beyaza,beyazında siyaha üstünlüğü yoktur.Üstünlük ancak
takvadadır''

17 Kasım 2013

EMANETLER..

                                                Emanetler…
         Şahid ol Yâ Rab! Şahid ol Yâ Rab! Şahid ol Yâ Rab…
       Raftaki Kur’an-ı Kerim’e bakarken zihninde sürekli Efendimizin (s.a.v) veda hutbesini geçiriyordu Osman Bey ve hep o ses ve o nida tekrarlanıp duruyordu..Şahid ol Yâ Rab!
      Oturduğu köşesinde uzanıp yatmak,Kur’an-ı Azimüşşân huzurunda ayaklarını uzatmak bir türlü içinden gelmiyordu.Nasıl gelsindi ki? O emanet karşısında rahatça ayaklarını uzatıp uykuya dalmak kolay mıydı...O Kur’an, Allah’ın yüce kelâmı ve Efendimizin veda ederken okuduğu hutbesindeki emaneti değil miydi.

6 Kasım 2013

Baş Örtüsü Değİl Allah'ın Emrİ !!!

Epey süredir kamuoyunu meşgul eden bir konu var malumunuz.Aslında bu süre çok daha eski.Cumhuriyet döneminde, Almanya Nazisi gibi tek tip insan meydana getirme fikri ile hayatın her alanına müdahale edilmiş,yüzyıllık bir miras devrim adı altında yakılmış,yıkılmış ve asılmıştır.Toplumun büyük çoğunluğunun karşı çıktığı bu hareketlere arsızca millet için yapıoruz! deyip tek suçu sadece şapka giymeyi reddetmek olan toplumun kanaat önderleri, yağlı urganlarla yaşama hakları ellerinden alınmıştır.En önemlisi de düşünce haklarından dolayı böylesine bir muameleyle karşı karşıya  bırakılmış olmalarıdır.Kısacası bu baş örtüsü mevzusu 28 Şubat'tan beri var olan bir mesele değil.Yukarıda özetle belirttiğim mevzulardan ötürü 90 senedir halkın sinesinde,samimi dost ortamlarında yani toplumun özünde içten içe yoğrularak, inancı gereği örtünen insanların sinesinde bir yara olarak  bu güne kadar ulaşmıştır.
  28 Şubat sürecinde halkın özgür iradesiyle seçilen hükümetin muhafazakar duruşu ve bu konuda dertli olan insanlara yakın oluşu bazı inkılapçı(!)

21 Eylül 2013

Avrupa'nın Müslümanlar'dan aldığı İlİm ve Oxford'un kuruluşu

Önce Onlar Bulmuştu (Müslüman Bİlİm Adamları )

Karanlık Çağ (Ortaçağ) Kİme Göre Karanlık?

Ayasofya Camİİ'nİn Müzeye Çevrİlmesİ ve Ardındakİ Gerçekler

Doğu Bizans İmparatoru Constantin’in ( 324-337) oğlu Constantinius ( 337-361) tarafından babasının vasiyeti üzerine inşa edilen ve 15 Şubat 360 tarihinde resmî açılışı yapılan "Büyük Kilise" diğer adıyla Ayasofya’ya kısa fasılalarla ilâveler yapılmış, 20 Haziran 404 tarihinde bir yangın neticesi harap olmuştur. 8 Ekim 415 tarihinde ikinci açılışı yapılan Büyük Ayasofya, 13/14 Ocak 532 günü gecesi ikinci defa yangına uğrayarak, harap olmuştur.

Bizans İmparatoru Justianus (527-565), Anadolu’nun birçok inşaat merkezlerine haber göndererek, antik devirden kalan eski eser harabelerinden, kıymetli inşaat malzemelerini başşehir İstanbul’a göndermelerini istemiştir.

Ayrıca bugünkü Aydın ilimizden Tralles şehrinden Mimar Anthemios, yine Aydın ilimizin Miletos şehrinden Mimar İsidoros davet edilerek yangına ve depreme dayanıklı bir mabet inşaasını İmparator Justianus emretmiştir. Böylece; Mısır’dan Heliopolis’ten, Ayaslık’tan Arthemis Mabedinden, Kapıdağ Yarımadasından, Suriye Baalbek’ten değişik renkte mermer ve sütunlar getirttirilmiştir.

14 Ağustos 2013

Fahreddİn Paşa'nın Objektİfİnden Medİne



"Hey Allah'ım hey, Türk'ün şu şehametine bak! Hangi millet, hangi ümmet Peygamberi'ne karşı böylesine bir hürmetle bağlılık göstermiştir? Benim Hicaz'a vazife ile gidişimden pek az sonra, o isyan akameti koptu. Ve bu kıyametle beraberFahreddin Paşa da doğdu. Talihsizlikle Hicaz'da göremediğim bu ikinciPlevne kahramanını, yazık ki daha sonraları da, o kadar özlediğim haldebir kerecik gözlerinden öpemedim. Ve onun için yazmak istediklerim denasıl oldu bilemiyorum, kafamdan ve ruhumdan bir türlü çıkıp kağıdadökülemedi." (Mehmet Akif Ersoy, Yusuf Akçura'nın Cağaloğlu'ndaki evindeki bir sohbette)
Zaman'dan Ömer Faruk Şerifoğlu'nun haberine göre; Birinci Dünya Savaşı
yıllarında Medine'de kahramanlığa dönüşen savunmasıyla tanınan 'Medine Müdafii' Fahreddin Paşa [Türkkan] (Bir diğer lakabı da Çöl Aslanı) hakkında sayıları çokfazla olmasa da yayımlanmış kitap, makale ve akademik araştırmaların hiçbirinde fotoğrafçılığından söz edilmez.




1918'de Medine'nin uçaktan görünüşü. Hazret-i Peygamber'in mezarının dabulunduğu Mescid-i Nebevi çevresinde kurulmuş olan Medine'de pek çok İslam şehri gibi surlarla çevrilidir. Surların hemen dışında, ortada görülen alan Menaha Meydanı'dır.
TÜRK FOTOĞRAFÇILIĞININ ÖNCÜSÜ
20 yıl kadar önceydi sanırım; Fahreddin Paşa’nın kendisi gibi asker iki oğlu Selim ve Orhan Türkkan paşaları ziyaret ederek babaları hakkında birinci elden bilgiler almak istemiştim. Aile arşivindeki fotoğrafların çokluğu karşısında hayretimi dile getirmeye çalışırken duyduklarım beni daha da şaşırtmıştı; önümüze serdiğimiz yüzlerce fotoğrafın hemen hepsini kendisi çekmişti. Türk fotoğrafının meçhul öncülerinden birisi daha gün ışığına çıkıyordu, çıkmalıydı!
ÇOCUK YAŞLARDA FRANSIZLARDAN DERS ALMIŞ
Fahreddin Paşa, 4 Şubat 1868’de Tuna vilayetinin merkezi olan Rusçuk’ta doğar ve o sırada Tuna Valisi olan Midhat Paşa tarafından, Ömer Fahreddin adı verilir. Daha ilk mektep yıllarında, Tuna Vilayeti Posta ve Telgraf Müdürü olan babası Mehmed Nahid Bey’in yanında görevli Fransız mühendislerden matematik veFransızca dersleri alan Ömer Fahreddin, bu arada onlardan fotoğrafçılığı da öğrenir.

Medine'de Tarik-ı Müstakim adıyla Kuba Mescidi'ne doğru yeni açılan yola ray döşeniyor.
USTA TARKULYAN'DAN ÖZEL DERSLER ALDI
Birkaç yıl sonra, 93 Harbi olarak da adlandırılan Osmanlı-Rus Savaşı sırasında boşaltılan Rusçuk'tan İstanbul'a göç ettiklerinde Ömer Fahreddin, 9 yaşındadır. Harbiye'ye başladığı yıl, henüz 17 yaşında ilk fotoğraf makinesine de sahip olur. O yıllarda İstanbul ve çevresinin fotoğraflarını çekerken, bir taraftan da fotoğrafçılığını ilerletmek için, Pera'daki Febüs Fotoğrafhanesi'nin sahibi Bogos Tarkulyan'dan özel dersler alır.
TÜM GÖREVLERİNDE MAKİNESİ YANINDADIR
Harbiye'den kurmay yüzbaşı olarak mezuniyetinden sonra Erzincan, İstanbul, Tekirdağ, Edirne ve Musul'da çeşitli görevlerde bulunur. Her nereye gitse fotoğrafmakinesi yanındadır. 1914'te Birinci Dünya Savaşı başladığı günlerde Musul'daki 12. Kolordu Kumandanlığı'na atanır. Kısa bir süre sonra 'mirliva/tuğgeneral' rütbesiyle Halep'te 4. Ordu Kumandan vekili olur. 23 Mayıs 1916'da Hicaz'daki olağanüstü gelişmeleri yerinde incelemek ve gerektiğinde duruma el koymak üzere, kendi seçtiği bir grup subayla birlikte Medine'ye hareket eder. Medine'ye gelişinden birkaç gün sonra, Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in oğullarından Ali ve Faysal'ın, Medine karakollarına saldırılarıyla başlayan isyan üzerine Medine'de idareye el koyar. Ordu kumandanı sıfatıyla, Hicaz Kuvve-i SeferiyesiKumandanlı'ğına atanır.

1916, Medine Tren İstasyonu'nda hareket etmek üzere olan bir tren. Medine Trenİstasyonu, Hicaz Demiryolu'nun son durağıdır. Osmanlı'nın son dönemlerinde gerçekleşen en büyük projelerden biri olan Hicaz Demiryolu'nun Medine'den sonra Mekke ve Cidde'ye de uzatılması tasarlanmış ancak mümkün olamamıştır. Medine İstasyonu, 1 Eylül 1908'de faaliyete geçer ve 1918 yılı sonuna kadar çalışır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Hicaz Demiryolu gibi Medine İstasyonu da çürümeye terk edilir.
ŞANLI MEDİNE DİRENİŞİ..
2 buçuk yıl süren Medine müdafaası sırasında her türlü yoklukla mücadele eder; açlık karşısında askeriye birlikte çekirge kavurması yer; askerinin maneviyatını yüceltmek için gazete çıkarır; bayrak, sancak, vatan gibi konularda deneme ve şiir yarışmaları düzenler. Günümüzde adeta asker sözcüğünün yerini tutan 'Mehmetçik' deyimi de o günlerin hatırasıdır; ilk kez Harbiye Nezareti'ne gönderdiği bir yazıda askerlerinden söz ederken kullanır, ancak bundan dolayı uyarı alır. 14 Mayıs 1917'de Medine'deki durumun gittikçe zorlaşması, kuzeyden gerekli yardımın ulaşmaması üzerine, Hz. Peygamber'in kabrinin bulunduğu Mescid-i Nebevi'deki kutsal emanetleri, Harem-i Şerif Şeyhi Ziver Bey'ingözetiminde özel bir trenle İstanbul'a gönderir. Topkapı Sarayı'nda korunan bu eserlerin büyük bölümü halen Hırka-i Saadet bölümünde sergilenmektedir.
FAHREDDİN PAŞA'NIN MEDİNE'Sİ
FAHREDDİN PAŞA MEDİNE'Yİ VERMİYOR
Almanya ve Osmanlı ittifakının hemen bütün cephelerde yenilgisi ile savaş sona erer ve 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalanır. Mütareke şartları gereği Hicaz Kuvve-i Seferiyesi'nin de teslim olması istenir, ancak Fahreddin Paşa,İngilizler ve İstanbul Hükümeti'nin ısrarlarına rağmen yenilgiyi kabullenmeye veteslim olmaya yanaşmaz. İki aydan fazla süren görüşmeler sonunda, emri altındaki bazı subaylar tarafından etkisiz hale getirilerek, 13 Ocak 1919'da teslim olması sağlanır.

MALTA'DA SÜRGÜN HAYATI
28 Ocak 1919'da tutuklanarak Kahire'de Kasr-el Nil kışlasına götürülür. Bir süresonra da harp suçlusu sıfatıyla Malta'ya götürülür. Bu sırada, işgal altındaki İstanbul'da da Nemrut Mustafa Paşa Askeri Mahkemesi'nce "padişahın emrine karşı gelerek teslim olmamakta direndiği için" ölüme mahkûm edilmiştir. Malta'da 2 yıl 33 gün süren sürgün hayatı 30 Nisan 1921'de sona erdikten sonra, Roma, Berlin, Moskova ve Batum güzergâhından gelerek Sarp (Maradit) sınır kapısından Anadolu'ya girer.Sakarya Savaşı'nın devam ettiği o günlerde Batı Cephesi karargahında olanMustafa Kemal Paşa ile görüşerek, Milli Mücadele'de görev almak ister. 27 Ekim 1921'de Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından, Afganistan Kabil Sefirliği'ne tayin edilir. İstanbul'a gidemediğinden ailesiyle birlikte bir süre Sivas'ta dinlendikten sonra, Afganistan'a hareket eder. Afganistan'da bulunduğu sürece çevreyi dolaşarak, Anadolu'daki Milli Mücadele'yi anlatır, maddi ve manevi destek olunmasını sağlar.
Dört yıl süren Kabil sefirliğinden sonra İstanbul'a döner. Bir süre Askeri Yargıtay Divanı üyeliği yaptıktan sonra 1936'da da kendi arzusu ile emekliliğe ayrılır. 22 Kasım 1948'de Ankara'ya seyahati sırasında, Eskişehir yakınlarında trende aniden rahatsızlanır ve kalp krizinden vefat eder. Vasiyeti üzerine, Aşiyan Mezarlığı'na defnedilmiştir.
BÜYÜK BİR FOTOĞRAF ARŞİVİ BİRİKTİRDİ
Fotoğrafla tanıştığı yıllardan itibaren vefatına kadar geçen 63 yıl içinde binlerce kez deklanşöre basan Fahreddin Paşa'dan, günümüze önemli bir fotoğraf arşivi ulaşmıştır. Hayatı boyunca gittiği ve gördüğü hemen her yeri fotoğrafladığı görülen Fahreddin Paşa'nın, arşivinden 300 kadar seçme cam negatif, önceki yıllarda çocukları tarafından İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi'ne (IRCICA) bağışlanmıştır.


TARİHİ KAYDA ALAN KOMUTAN
Fahreddin Paşa, gittiği hemen her yeri, her olayı fotoğraflayarak, görsel bir tarih yazmıştır adeta. Çanakkale'den Kars'a, Medine'den Herat'a, Malta'dan Kabil'e, Osmanlı coğrafyasının önemli merkezlerinde yaşayan ve bu yaşantıyı kayda geçiren Fahreddin Paşa'nın fotoğraflarının bugüne kadar ortaya çıkarılmamış, üzerinde durulmamış olması, sadece askeri ve siyasi tarihimiz için değil, sanat tarihimiz için de önemli bir kayıptır.

Papa’nın Fatİh Sultan Mehmet’e Yazdığı Mektup

Fatih Sultan Mehmet'in hayatını konu alan "Fatih; Avrupa'nın Kaderini Değiştiren Adam"belgeselinin çekimleri sırasında Fatih Sultan Mehmet ile ilgili önemli belgeler ortaya çıktı.

FATİH'İN VAFTİZ OLMASINI İSTEMİŞ

Zaman gazetesinden Yusuf Bülbül'ün haberine göre, Papa'nın mektupta; 'Sen doğunun, ben de batının hükümdarıyım. Gel seninle güçlerimizi birleştirelim. Ancak benim bir şartım var; vaftiz olacaksın..' ifadeleri yer alıyor.
Daha pek çok fazla bilginin yer aldığı mektubu Fatih'in okuduğu, ancak cevap vermediği söyleniyor.
Belgeselde ayrıca Fatih Sultan Mehmet Han'ın ilk eşi Sitti Mükrime Hatun'un 600 yıl önce çizilmiş resmi ve bu resmin hikâyesi yer alıyor. İzleyicilerin bütün bu bilgi ve belgeleri belgeselde izleme imkânı bulacaklarını söyleyen yapımcı Kerime Senyücel, "Vatikan kütüphanesi ile süren uzun yazışmalar sonucunda ancak çekim izni alabildik..." diyor.
Yaklaşık üç yıldır ön hazırlık ve çekim süreci devam eden 'Fatih; Avrupa'nın Kaderini Değiştiren Adam' belgeseli ekimin ilk haftası TRT 1, TRT HD ve TRT Belgesel kanallarından izleyiciye ulaşacak. Osmanlı Devleti'ni kısa sürede imparatorluğa taşıyan Fatih Sultan Mehmet'in yaptıkları, kişiliğinden yola çıkılarak anlatılıyor. Belgeselde Fatih, önemli bir siyasi figür olmasının yanında edebiyat, felsefe ve teknolojiye düşkünlüğüyle de ele alınıyor. Fatih'in izinden onlarca ülkeyi gezen belgesel ekibi, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Bosna-Hersek ve İtalya'da çekimler yapmış. Daha önce hiçbir TV kanalı tarafından görüntülenemeyen bilgi ve belgelere ulaştıklarını söyleyen Senyücel, yerli ve yabancı onlarca bilim adamı ile yaptıkları röportajlara da dikkat çekiyor.